Ağrı Fotoğrafları
[nggtags gallery=Ağrı template=caption]
Ağrı ve Turizm
Ağrı, turizm bakımımdan özel ve önemli bir yapıya sahiptir. Coğrafî konumu, doğal güzellikleri ve İshak Paşa Sarayı gibi tarihî zenginlikler, il Turizminin ana kaynaklarıdır. Turizm endüstrisi için önemli olan ulaşım, otel, lokanta, motel ve turistik tesis yapımında faaliyetler gittikçe artmaktadır.
Ağrı îli, Selçuklular, Osmanlılar ve Cumhuriyet dönemlerinde hep sınır şehri olarak kalmıştır. Tarih boyunca İran ve Kafkaslardan Anadolu’ya geçen kavimlerin yolu olmuştur. Ağrı, bir bakıma Anadolu’nun giriş kapısıdır. Urartulardan günümüze kadar birçok kültür ve medeniyet izlerine rastlanır. Ancak bölgenin sık sık el değiştirmesi, baskınlara uğraması, göçler … buradaki maddî kültür değerlerinin tahrip edilmesine sebep olmuştur. Moğol, Safevi, Rus ve Ermeni işgalleri, insanlara olduğu kadar tarihî yapılara da zarar vermiştir.
Türk boylarının bir kısmı da bu yolu takip ederek geçişte bulunmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran, IV. Murad’ın Revan Seferi, Ağrı üzerinden yapılmıştır. Çeşitli dönemlerde birçok savaşa sahne olmuştur. Bu bakımdan tarihî bir konumu vardır. Pek çoğu yıkılmış olsa bile, tarihî eserler ve turistik zenginlikleri bakımından Ağrı, Türkiye’nin en önemli turistik beldelerindendir.Türkiye’nin en yüksek tepesi ve Nuh tufanı ile devamlı kamuoyu gündeminde kalan Ağrı dağı, eşine az rastlanan manzaralı Balık gölü, geniş ve zümrüt yeşili ovaları, bu ovaları sulayan ırmakları, yaylaların güzellikleri, dere boyları ile Ağrı ayrı bir güzelliğe sahiptir.
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Meteor çukuru, Diyadin kaplıcaları, Kudret köprüsü, Meya mağaraları, Balık gölü, Anzavur Tepe, Toprakkale … görülmeğe değer turizm köşeleridir. Doğubeyazıt, Gürbulak gümrük kapı ve buradaki Açık Pazar yeri, turizm yönünden ayrı bir öneme sahiptir.
Ağrı Dağı
Türkiye’nin en yüksek dağı . Doğu Anadolu Bölgesi’nde,Türkiye – Ermenistan – İran devlet sınırlarının kesiştiği noktanın yakınında yer alır . Çevresi 128km , yüzölçümü 1188km2 kadar olan geniş bir taban üzerine oturmuş yanardağ kökenli Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı adı verilen iki koni biçimindedir ( B.Ağrı = 5.137m , K.Ağrı = 3.896m ) Bu iki kütle birbirlerinden , yükseltisi 2700 m yi bulan Serdarbulak Geçidi adlı boyun noktasıyla ayrılır . Ağrı Dağı’nda 4.000 m dolaylarında sürekli karlar başlar . Dağın doruk kesimini de bu buzul takkesi kaplar . Buzul takkesinden çıkan bir buzul dili kuzeydoğudan 3500 m ye kadar sarkar . Ağrı Dağı’na ilk çıkış Nuh’un gemisini araştırmak için 9 Ekim 1829′da Frederic Parot tarafından gerçekleştirilmiştir . Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait birlikler de 1966′da doruğa kadar çıkmışlar ve orada eğitim yapmışlardır . Dağa çıkış için en uygun zaman Ağustos ve Eylül aylarıdır . Çıkış ve iniş en az dört gün sürer .
İshak Paşa Sarayı
İshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı’ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür.Doğubeyazıt İlçesi’nin 5 km. doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan Saray, Osmanlı İmparatorluğu’nun Lale Devrindeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür.
Sarayın Harem Dairesi Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicri 1199, Miladî 1784′tür. Saray binasının bulunduğu zemin vadi yakası olduğundan, kayalık ve sert bir yerdir. Eski Beyazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, bu yapının üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Aynı zamanda en dar cephesidir.Saray, kalelerin özelliğini kaybettiği; ateşli silahların bulunduğu bir çağda yapıldığından, doğu yönündeki tepelere karşı müdafaası zayıftır. Cümle kapısı müdafaa bakımından en zayıf noktasıdır. Cümle kapısı bölümü, İstanbul ve Anadolu’da kurulan saraylarınkinden farksız olup, taş işçiliği ve oymacılığı yönünden muntazamdır.Türklere özgü tarihi saray örnekleri bugün ülkemizde pek az sayıda kalmıştır. Bunlardan biri de İshak Paşa Sarayı ve Külliyesi’dir.
BALIK GÖLÜ
İl’in kuzeyinde, Kars sınırındaki Sinek yaylasında alabalığı ile ünlü bir lav setti gölüdür. Gölün suyu tatlı ve temizdir. Sazan balığı ve ünlü kırmızı pullu (kızıl alabalık) alabalığı vardır. Gölün çevresindeki buz gibi kaynaklar, Anadolu’nun en güzel sularıdır. Göl, doğal bir güzelliğe ve sade bir manzaraya sahiptir.Deniz seviyesinden 2241 m. yükseklikte bulunan Balık gölü, yurdumuzun en fazla yüksekte oluşmuş gölüdür. Alanı 34 km2. olup, derinliği 100 m.yi aşmaktadır.Gölün güney kıyısında plaj sitesi ve turistik tesisler vardır.Balık gölüne kısa yol, Taşlıçay üzerinden çıkan 26 km.lik yoldur. Bu yolu, 60 km.lik Doğubeyazıt yolu tamamlar.
METEOR ÇUKURU
Doğubayazıt’ın 35 km. doğusunda. Küçük Ağrı’ dağının eteğinin bittiği yerdedir, İran sınırına 2 km uzakta, Gürbulak sınır kapısı ile Sarıçavuş köyü arasındadır. 1892 yılında gökten düştüğü sanılan büyük bir parçanın meydana getirdiği çukur, dünyada büyüklük ve derinlik itibariyle Alaka’dakinden sonra ikinci büyük meteor çukuru budur. Genişliği 35 m., derinliği 60 m. dir. Toprağa gömülü göktaşının üzeri iç duvarlardan çöken toprak tabakalarıyla örtülüdür.
NUH’UN GEMİSİ
Ağrı dağının güney karşısındaki ‘Şürbahar (Telçeker) ile Üzengili (Meşar) köyleri arasında doğal bir anıttır. Aslında bu anıt, gemi biçimli bir şekil (siluet) dir. Türkiye – İran Transit yoluna 3,5 km. mesafededir.Nuh Tufanı sonucunda karaya oturan geminin bufada kaldığı öne sürülmektedir. 1983 yılından itibaren kutsal geminin kalıntılarım burada arama çalışmaları hızlanmıştır.
KAPLICALAR
Dambat Çermiği ve Maden Suyu
Ağrı’ya 5 km. uzaklıktaki Yolluyazı (Dambat) köyünde. Murat nehri’nin kıyısındadır. Yerden fışkıran su kükürtlüdür ve kaynak her yıl yer değiştirmektedir. Ayrıca kapalı bir yerde kalınca zehirleme yaptığından sabit bir havuz içine alınmamıştır. Yara, çıban, sivilce gibi deri hastalıkları ve romatizma için şifalıdır.
Diyadin Kaplıcaları
Diyadin îlçesi’nin 5 km. güneyindedir. Köprü, Yılanlı ve Davut çermikleri adlarını alan üç sıcak kaynaktan oluşur. Kaplıcalar birbirlerine uzaktırlar. Davut ve Köprü çermiklerinin suları birbirine benzer. İçlerinde bikarbonat, kalsiyum, kükürt, hidrojen, sülfür ve karbondioksit bulunur. Yılanlı ve Davut çermiklerinin sularında az miktarda magnezyum vardır. Her üç çermikten deri hastalıkları ile enfeksiyonlara bağlı romatizmal hastalıklarda yararlanılır.
Yılanlı Çermiği
Diğer kaplıcaların ortasında, merkezî bir yerdedir. En şifalı olduğu bilindiğinden, modern bir bina içine alınmıştır. Çermik tepesinin dibinde. Murat nehrinin kıyısındadır. Suyu alttan kaynar ve serindir; sıcaklığı 370′yi geçmez. Yıllar önce kaynağında yılan görüldüğü için “Yılanlı” adı verilmiştir.Buradaki binanın üstü ötekiler gibi açık değil, çatılıdır. Bina üç bölümden meydana gelmiştir. Havuzda biriken fazla sular Murat’a akıtılır.Suyun yapısında; kalsiyum, bikarbonat, sülfür, karbondioksit olduğundan radyoaktivite etkisi fazladır. Romatizmaya, cilt, sinir, kadın ve iç hastalıklarına iyi gelir.
Davut Çermiği
Merkez kaplıca tesislerine 300 m. uzaktadır. Davut köyüne yakın ve bu köyden gelen suyun kenarında olduğu için “Davut çermiği” adını almıştır. Soyun kaynağı havuz, havuz da bina içerisine alınmıştır. Üst kısmı açık olan bina, kadın ve erkekler için ikiye ayrılmıştır. Havuzda biriken ve kirlenen su, bir kanalla dışarı akıtılır.Su bol minerallidir.Sıcaklığı 35° – 60° arasındadır. Kapalı ve sulu yaralara, mide hastalıklarına, romatizmaya şifa verir.
Köprü Çermiği
Merkezî kaplıca tesislerinin 500 m. kuzey batısındadır. Yılanlı ve Davut çermiklerine göre en sert araziye sahip olan burasıdır. Bunun sebebi, çok sayıdaki kaynaktan çıkan suların hava ile temasa
geçmesi sonucunda yapısındaki kireç, kükürt ve benzeri maddelerin taşlaşarak üst üste birikmesidir. Köprü çermiği su sıcaklığı en fazla olanıdır. Su 30 m. açıkta aktıktan sonra bina içine alınmıştır. Havuz ve binası Davut çermiğinin aynısıdır. Sudaki mineral oranı fazla ise de içilebilir niteliktedir.Sular traverten oluşturduğu için Peri bacalarını ve Denizli – Pamukkale’yi andırmaktadır.
KUDRET KÖPRÜSÜ (Murat Nehri Doğal Köprüsü)
Köprü çermiğinin bitişiğindedir. Zaten bu çermiğin adı da buradan gelir. Murat nehri buradaki toprak ve kaya yığınını sökemediğinden altını delmiş, açtığı tünelden akmıştır. Dünyada benzeri olmayan bu köprü, 30 m. yükseklik, 30 m. genişliktedir. Aradaki 150 m. boşluktan sonra ikinci doğal köprü yer almaktadır.
MAĞARALAR
Buz Mağarası
Buzluk da denilen Buz mağarası. Küçük Ağrı dağının güney eteğinde. Hallaç koyunun 3 km. kuzey doğusundadır. Meteor çukuru ile aynı lav tüneli sistemi üzerindeki bu mağara doğal bir anıttır.Mağara 100 m. uzunluğunda, 8 m. derinliğinde elips biçimli bir çukurdur, içinde bazalt lavlar, kayalar ve bu kayaların üzerinde renk renk görünen temiz buz tabakaları, sarkıt ve dikitler vardır.
Mayaköy Mağaraları
Diyadin’in 15 km. güney batısındaki Günbuldu (Meya/Maya) köyündedir. Dik ve yüksek kayalara oyulmuş mağaralarda kiliseler, ibadet yerleri, kaya mezarı odaları vardır. Burası aynı zamanda eski bir yerleşim yeri, antik kenttir. Değişik inanç ve kültürlerin izleri görülmektedir.
Hamur Mağarası
Hamur İlçesi yakınında. Hamur deresi kıyısındadır. Mağara 100 kişiye alabilecek büyüklüktedir.
HAMUR DERESİ
Murat nehrinin Hamur ile Tutak arasında aktığı Hamur deresi, doğal güzelliklere sahiptir. Suların bazı yerlerde çağlayarak, bazı yerlerde durgun ve vadinin yapısına uygun biçimde kıvrılarak akması, yer yer görülen ağaçlıklar, bostanlar buraya ayrı bir çekicilik kazandırır. Hamur deresi; balık avlama, iyi bir piknik ve dinlenme yeridir.
TENDÜREK DAĞI
Sönmüş, volkanik bir dağdır. Diyadin’in ve kaplıcaların güney doğusundadır. Dağın üzerinde tandıra benzer sıcak çukurlar olduğundan böyle adlandırılmıştır. Doğal güzelliği ve kaynak sularının yanında, üzerinde buram buram duman (buhar) tüten sıcak su gözeleri de vardır. Sıcak ve soğuk kaynak suyu boldur. Murat nehrinin ilk çıkış yeri buradır.Tendürek dağının sıcak suları minerallidir. Dağın tepesinde, (içinde su aygırları olduğu söylenen) krater bir göl oluşmuştur. Yazın yayla olarak kullanılır. Havası ve yeşilliği insana ferahlık verir. Av hayvanlarının da olduğu Tendürek’te ilkbaharda çok mantar yetişir.
Sinek ve Aladağ Yaylaları
İlkbahar sonu karlar erimeye başlayınca, yaylalar hayat ve canlılık kazanır. Renk renk çiçekler, göçmen kuşların cıvıltıları ve yemyeşil kırlara yayılan sürüler, doyulmaz bir tabiat güzelliği oluştururlar. Buz gibi kaynak sular, serin ve temiz hava bu yaylalarda hep vardır. Yaylalar yeşilliğim ve tazeliğini ağustos ortalarına kadar korurlar.Yaylaların gidilebilecek her yerine yol yapılmıştır.
TARİHİ ESERLER
Anzavur tepe, Girik tepe, Diyadin’de Meya (köyü), Eski Beyazıt ve Toprakkale, Ağrı İli’nin en eski uygarlık yerleridir. Buralar Urartulardan XX. yüzyıla kadar çeşitli uygarlıklardan izler taşımaktadır. Ancak korunmadıkları için özel yapılan kaybolmaktadır.
DOĞUBEYAZIT KALESİ (Daryunk, Aydın Hisar, Cınıvız)
Doğubeyazıt’ın 5 km. doğusundadır. Eski Beyazıt’ın kuzey doğusundaki Belleburç denilen yerde kayalıklar üzerinde bir kale kalmasıdır. Bugün yıkık durumda olan kalenin yapım tarihi bilinmemekledir. Kaledeki Urartu mezarları ve antik çağlara ait kalıntılar, buranın antik kent olduğunu göstermektedir. Konumu nedeniyle tarih boyunca önemli bir kale olarak kalmıştır, İshak Paşa Sarayı, kalenin güneyinde yer alır.
BEYAZIT ESKİ CAMİİ (Camii Gevher Digar)
Beyazıt kalesinin güney eteğinde I. Selim tarafından yaptırıldığı kabul edilen camiidir. Camiin yer aldığı vadi yamacı düzeltilerek duvar örülmek suretiyle düz bir teras oluşturulmuş ve üzerinde bu camii inşa edilmiştir. Kesme taştan yapılan camii, 15,20 x 15,20 m. boyutlarında, kare planlı ve tek kubbelidir. Kubbe 11,50 m. çapındadır. Sonradan yıkılan beş gözlü son cemaat yeri ile bir minaresi vardır. Yapıda kahverengi, tuğla kırmızısı, san ve kirli beyaz renkte taşlar, karışık bir biçimde kullanılmıştır. Camiin giriş kapışı, beden duvarları, mihrabı, son cemaat yeri, mihrabiyeleri, duvar payeleri, kubbeye geçiş sistemleri, duvarlardaki kemerler, pencereler ve minare sade bir yapıya sahiptir.
Diyadin Kalesi
Diyadin ilçe merkezindedir. Kasabanın güneyinde. Murat kıyısındaki kayalıklar üzerine kurulmuş kaledir. Yapanı ve yaptıranı belli değildir. Eski adinin Ziyaeddin olduğu, zamanla adının Diyadin’e dönüştüğü sanılan ilçe’nin kalesinden günümüze çok az şey kalmıştır.Diyadin kalesi yapılış tarzı, kullanılan malzeme ve işçilik yönünden Urartu yapılarına benzemektedir. Zamanla Arsaklılar, Akkoyunlular, Karakoyunlular ve Osmanlılar tarafından tamir ettirilmiş, yönetim binaları yapılmıştır.Kale XIX. yüzyıl ve I. Dünya Harbi’ndeki Osmanlı Rus savaşlarında zarar görmüş, Ermeni çeteleri tahrip etmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise korunmaya alınmadığı için halk, surları ve binaların duvarlarım söküp ev yapımında kullanmıştır.
AVNİK KALESİ
Avnik kalesinin hangisi olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte. Evliya Çelebi’nin tarifine uygun olan Koçbaşı kalesi olduğu sanılmaktadır. Zira Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde “Bir yalçın kaya amed, çar köşe kalei rengindir şeklinde tanımlamaktadır. Bu, sarp kayalar üzerinde dört köşe küçük bir yer olan Koçbaşı kalesinin yapısına uygundur. Kale Diyadin’e 29 km. mesafede Yankaya (Ali Hido) mezrasında ve Aladağ’ın yüksek bir yerindedir.Avnik (Unik) kalesi. Cumhuriyet döneminde taşları köylülerce sökülüp ev yapımında kullanıldığı için, bugün ancak temeli kalmıştır.
KUJE KALESİ
Koçbaşı (Avnik) kalesine yakın bir yerde bulunan küçük çapta bir kale kalıntısıdır. Çevre köylüler buraya Miraşe adını vermektedir.Kuje kalesi tahrip olmuş ve unutulmuş kalelerdendir. Kale kullanıldığı dönemlerde, Gendel ve Murat yolu üzerinden iki arkla buraya su getirildiği anlaşılmaktadır
MEYA (Günbuldu) MAĞARALARI
Diyadin’in 12 km. güney batısındaki Günbuldu köyündeki antik kenttir. Mağaralar ve tarihî kalıntılar, köyün 400 m. uzağında yüksek ve sıra kayalıklar içerisindedir. Sıra kayalık ile alt zemin arasında 100 150 metrelik çakıllı bir yamaç vardır. Bu yamacın üst ucundaki dik, yüksek ve sıra kayalara oyularak yapılmış; pek çok ve değişik yapıda barınma yeri, tapınak, ibadethane, oda ve mağaralar vardır. Bazı odaların kapı ve penceresinin önünde balkonu mevcuttur. Kayalara oyulmuş bu barınak ve ibadethanelerde değişik inançların izleri görülmektedir.Mağara odaları savunma ve tehlikelerden korunma amacıyla, ele geçirilmesi güç kayalara yapılmıştır. Aşağıdaki durak yerinde, önceleri çeşitli hayvan heykelleri, mitolojik izler ve çeşitli binalar olmasına rağmen, onlardan çok azı kalmıştır. Büyük kaya parçasına oyulmuş mihrap, haçlı taşlar, İslam ve Yezidî mezarları, Hz. Ali’nin atının ayak izleri olduğu sanılan taşlar, geriye kalanlardır, iki koç heykeli önce Diyadin Hükümet konağı önüne, sonra da Vilayet merkezine götürülmüştür.Meya antik kentin yakınındaki Sahabe Mezarlığı da tarihî ve efsanevi izler taşır. Kırmızı, Siyah ve Be yaz Şehitler, bunların en tanınmışlarıdır. Burada, şehre su akıtan bir de su kanalı vardır. Ayrıca, rastlanan at, koç ve koyun motifli taş heykeller, mezar taşları, ait oldukları Türk boyları hakkında bilgi vermektedir.Meya’daki mağaralar uzun ve oldukça geniştir. Mağaraların gerisinde başka yerlere çıkan tünellerin olduğu söylenir. Tokluca köyündeki kayalardan yer altına inen merdivenlerin buraya çıktığı sanılmaktadır.
Tokluca Kalesi
Diyadin’in Tokluca köyündeki kaledir, ilçe merkezine 19 km. uzaklıktaki Tokluca’da olan bu doğal kalede yer altına inen merdivenler vardır. Kayalar oyularak yapılan merdivenlerin, kalenin başka bir yere giden gizli yolu mu, yoksa Meya mağaralarına ulaşan yol mu olduğu henüz anlaşılamamıştır.
ÜÇ KİLİSE
Taşlıçay’ın 18 km. doğusundaki Taşteker köyüdür. Ağrı – Doğubeyazıt karayolunun ve Murat nehrinin güneyinde olan köy, eskiden beri kutsal kabul edilen bir yerdir.Birçok tarih, gezi ve din kitaplarında adı geçen Üç kilise’nin kutsallığı M.Ö. ye dayanır. Miladî yılların başlangıcında saman Arsakü Türkleri burada Bagavan adlı büyük ve ünlü bir Güneş Tapınağı yapmışlardı. Sonradan Ermeniler de bir manastır inşa ettiler. Köyün üst tarafındaki dağın tepesinde tapınak kalıntıları ve bina temelleri vardır. Ayrıca köye inen, birinden su, diğerinden sağılan sütü gönderdikleri sanılan iki boru hattı vardır.Üç kilise anayol (Asya-Anadolu) güzergahında olduğundan, anıt, tapınak ve öteki tarihî, yapılar tahrip edilmiştir. Ermenilerin çok değer verdiği manastır (kilise) ise, 1950 yılında sökülerek ağrı Merkez Camiin yapımında kullanılmıştır. Sonradan yerinde evler yapılmıştır.Üç kilise’yi Ermeniler ve Batılılar “Surp Ohannes” adıyla anarlar. Nuh Peygamber’in mezarının burada olduğuna ilişkin bir söylenti de vardır.
Kızıl Ziyaret Kalesi
Balık gölünün batı kıyısında kurulan aynı addaki köyün bitişiğindeki dik ve sarp tepenin üzerindeki kaledir. Yapanı, yaptıranı ve yapıldığı dönem bilinmemektedir.Kızılziyaret (Tanyolu) kalesi, XIX. yüzyıl ve 1914 – 1918 Osmanlı – Rus savaşlarında Ruslarca karakol olarak kullanılmış, bazen Yezidîlerin, bazen da Ermenilerin kontrolünde kalmıştır. 1918′den sonra terk edildiğinden, ev, barınak ve kale surları sökülmüştür.
KüpkIran – Harabegöl Kalesi
Merkez İlçe’ye 20 km. uzakta ve doğusunda olan Yukarı Küpkıran ile Harabegöl (yeni adı Güneysu) köyü (24) arasındaki kaledir. Küpkıran kalesi denildiği gibi, Harabegöl kalesi adıyla da bilinir. Büyük blok taşlardan yapılmış mazgallı bir kaledir.Harabegöl koyunun, eski ve önemli bir yerleşim yeri olduğu, bir deprem ve toprak kayması sonucu battığı ve meydana gelen çukura su dolduğu için bu adın verildiği sanılmaktadır. Karakoyunlular zamanında 250 haneli bir köy olan burası, sonradan Yezidî ve Ermenilerin işgaline uğramış, Türkler de, savunma amacıyla bu kaleyi yapmışlardır. Kaleyi kimin yaptığı ve yaptırdığı bilinmemektedir. Şimdi yıkık durumdadır. Ayrıca köyün yakınında han şeklinde yapılmış bir kervansaray daha vardır ki, Kars ve Azerbaycan ile Bitlis – Diyarbakır kervan yolunun kervan durağı olduğu söylenmektedir.Küpkıran koyunun 4 km. kuzey batısında, bu köy ile Kalender köyü arasında ikinci bir kale vardır. Pazı kalesi (Eyüp Paşa kalesi) adı ile bilinmektedir.Kale, Ağrı ovasına kuşbakışı egemen bir tepenin çevresi takviye edilerek yapılmıştır. Kale küçük ve basit bir yapıya sahiptir. Kuzey yönünde engel hendeği açılmıştır. Kale ve çevresinin önemli bir yerleşme merkezi olduğu, harabelerden anlaşılmaktadır.Pazı kalesi uzun süre önce terk edildiği için, hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Sur ve bina duvarları çevre köylülerce sökülüp taşları götürüldüğünden, kale bugün tanınmayacak hale gelmiştir.
TOPRAKKALE
Ağrı’daki antik kentlerden biri de, Eleşkirt’e 14 km. mesafedeki Toprakkale’dir. Toprakkale önceleri ilçe merkezi iken, ulaşım yetersizliğinden Cumhuriyet döneminde Eleşkirt’e bağlanmıştır. Buradaki kale ve camii önemlidir.Toprakkale’nin yapım yılı bilinmemekle birlikte, tarihi eskilere, Urartulara kadar uzanır. Urartular’ın Ağrı’daki önemli merkezleri Patnos ve Toprakkale’dir. Urartuların burada bir kale yaptıkları, I. Rusas ‘in kale ve içindeki yapıları başlattığı, 2. ve 3. Rusas tarafından tamamlandığı bilinmektedir.Daha sonraları’ Küçük Arsaklılar’dan Sanatruk oğlu Valarş Han (194 – 216), Toprakkale’yi (Valarş Kerd) adıyla yeniden imar ettirdi.1879 yılında İngiliz arkeologların yaptığı kazılarda, Toprakkale’de elde ettikleri önemli bulguları yurt dışına kaçırdıkları sanılmaktadır.Toprakkale’de tapınak ve yerleşim yerleri tamamen harap hale getirilmiştir. Sadece kale burçları ve bir kısım duvarlar yıkılmamıştır.(Eleşkirt’in Pirabal köyünde de benzeri bir höyük vardır.)
Toprakkale CAMİİ
Toprakkale köyünde 1684 tarihinde Mirza bin Abdi Paşa’nın yaptırdığı camiidir. Höyüğün güney yamacında olduğu için, güney tarafında teras oluşturularak üzerine inşa edilmiştir. Camii, 12,5 x 12,50 m. ölçülerinde, kare planlı, sivri kemerli, basık trampalara oturan tek kubbeli ve minaresiz bir yapıdır. Kubbesi 8,20 m. çapındadır. Beden duvarlarının köşeleri, taç kapı ve pencere etrafları kesme taştan, diğer kısımlar tamamen moloz taşlardan örülmüştür. 14 ahşap direk üzerine oturtulan son cemaat yerinin bir kısmı sonradan yapılmıştır. Beden duvarlarında 6, sekizgen kubbe kasnağının yüzeylerinde birer atlamalı olarak yerleştirilmiş 4 pencere vardır. Son cemaat yerine sonradan moloz taştan yapılmış bir ek bölüm vardır.Gövde kısminin kuzey cephesindeki kapının üzerinde Arapça yazılmış bir kitabede, camiinin Abdi oğlu Mirza tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. Aynı kitabede mimar olarak Abidin adı geçmektedir.Selçuklu mimarî tarzına uygun olan camii, 1864 depreminde zarar görmüştür. Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nce 10.5.1963 tarih ve 2029 sayılı Karar ile Korunması Gereken Eski Eserler ‘den kabul edilmiştir. Camii, 1968 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Dış duvarlardaki derz, bu onarımda yapılmıştır.
HAVARAN KALESİ
Hamur ilçe merkezindeki kaledir. Doğudan Murat nehrine karışan Hamur çayı ile bunun geçtiği derince dereye açılan güneydeki Kurudere arasında bulunan ve doğudan batıya doğru uzanan yarımada gibi sarp bir kayalık üzerinde kurulmuştur. Kasabanın batı bitişiğinde, dereden yaklaşık 100 m. yüksektedir. Giriş kapışı güney doğu yönündedir. Kalenin bu kısmı, çevre araziye hafif bir meyille bağlandığından, burası derince kazılmış, bir hendek oluşturulmuştur.Kale Selçuklu Devleti’nin son zamanlarından kalmadır. Kimlerce yapıldığı bilinmemektedir. Hakkında fazla bilgi yoktur. Bilinenlerin çoğu söylentilere dayanmaktadır.Çevrede bulunan küçük çaptaki Ağadeve, Şoşik, Seslidoğan, Ceylanlı, Uzunveli ve Eleşkirt kalelerinin yönetiminin buraya bağlı olduğu sanılmaktadır. Yerden yükselen doğal bir kayalık üzerine dolgularla beslenip yapılan Hamur kalesi. Yukarı Murat bölgesinin en sağlam kalelerindendir. Ancak, gerek Osmanlı-Rus savaşlarında, gerekse Cumhuriyet döneminde iyice tahrip edilmiştir. Bugün kale yıkık haldedir. Batı cephesi hariç, kalenin cephe duvarları, burçları, camii, Kalebeyi Konağı ve Deve Hanları ile 400 m. uzakta ve kaleden daha yüksekteki bir tepede olan gözetleme kulesi, tanınmayacak şekilde tahrip edilmiştir.
HAMUR KÜMBETİ (Sürmeli Mehmet Paça Kümbeti)
Hamur ilçe mezarlığından. Ağrı – Van karayoluna 250 m. uzaklıktadır. Kümbetin giriş kapışı üzerindeki dört satırlık kitabe tahrip edildiğinden, yaptıran ve kimin için yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Okunabilen rakamlardan 1802 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır.Hamur Kümbeti Selçuklu ve Osmanlı kümbetlerinden farklı bir mimarî tarzda yapılmıştır. Plan bakımından yalnız Kırşehir’deki Aşık Paşa türbesine benzemektedir. Yapı 11.50 x 4.70 m. boyutunda, alt kısmı dikdörtgen, üstü dıştan balık sırtı, içten aynalı tonoz biçimindedir. Doğu cephesinde 3, batıda 2 mazgallı pencere vardır. Giriş kapışı batı yönündedir. Tahta kapı orijinal değildir. Taban ve üst örtüye geçişte çıkıntılı, gövde kısmında iki çizgi şeklinde olmak üzere siyah renkte dört halka kemer vardır. Yapıda kullanılan taşlardan farklı yontulmuş kemer taşlar, pencerelerin altında beyaza dönüşür. Kümbetin dört siyah kuşağında bazalt, diğer kısımlarında kirli beyaz renkte tüf taşlar kullanılmıştır. Bu taşlar, İshak Paşa Sarayı’nda kullanılan taşlarla malzeme birliği göstermektedir.Kümbetin içi iki bölümden oluşur. Giriş avlusunda l, buradan bir kapı ile geçilen mezar odasında başlarda birer büyük, ortada 2 küçük olmak üzere 4 mezar vardır. Mezar taşları bitkisel motiflerle, sekiz kollu yıldız ve Arapça yazılarla süslenmiştir. Şimdi mezarlar tahrip edilmiş, mezar taşları kırılmıştır.Kümbetin XIX. yüzyıl basında, İshak Paşa’nın torunlarından İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Giriş avlusundaki mezarın İbrahim Paşanın kardeşi Yusuf Bey’e, mezar odasındaki en baştaki mezarın İbrahim Paşa’nın, ikinci mezar oğlunun, üçüncü mezar kızının, sondaki yani kuzeydeki mezar ise, İbrahim Paşa’nın hanımına aittir. 1915 Rus işgalinde Kümbetin tepesine isabet eden top güllesi, hasar yapmıştır.(Hamur’da 52 basamaklı, güzel bir minaresi olan camii 1964 yılında yapılmıştır.)
ŞOŞÎK KALESİ
Hamur’un Şoşik (Karlıca) köyünde yalçın kayalar üzerine yapılmış kaledir. Köy ilçe merkezine 34 km. uzaklıktadır.Kaleyi yapan ve yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak Akkoyunlular’dan kaldığı sanılmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde “Şoşik kalesi Sultan Hasan oğlu Ziyaüddin’in yapısıdır. Yalçın bir kayanın tepesinde dört köşe bir kaledir.” şeklinde tanımlayıp Diyadin kalesi gibi burayı da Uzun Hasan’ın oğlu Ziyaüddin’in yaptırdığını belirtiyorsa da. Uzun Hasan’ın bu adda bir oğlu yoktur.Kalenin ortasında geniş bir alan vardır. Yanlardaki odalardan iki büyüğü ayaktadır. Yıkılmayan bölümlerden birisi de hamamdır. Kaleden aşağıya inen merdiven ve gizli yollar vardır.Kalenin yapısı ve kullanılan taşlar klasik kale mimarîsinden çok farklıdır.Aşağılardan kaleye çıkmak için blok taşlardan merdiven yapılmıştır. Kale dibinde, sert kayalara oyularak yapılmış Kör Kuyu ve Zindan da Şoşik kalesinin bölümlerindendir. Kalenin doğusunda büyük bir su kulesi ile güney batı ve kuzey yönlerinde iki kule kalıntısı vardır. Kalenin alt tarafında ayrı ve özel olarak yapılmış bir ibadethane bulunmaktadır. Şoşik kalesinin 2 km. doğusunda ikinci bir kale daha vardır ki, kale beyinin burayı kızı için yaptırdığı söylenmektedir. Dik bir tepe üzerindeki bu kale kalıntısına halk. Kız Kalesi adını vermektedir.Şoşik kalesi, Ağrı’daki kalelerin içinde mimarî tarzı çok farklı olan bir yapıdır. Yapıda kullanılan taşlar da değişiktir. Bu taşlar, yörede bulunmayan elips şeklinde bir çeşit özel taşlardır. Kalenin köşeleri ve güney cephesinde üç yeri 2 metre kadar dışarıya çıkıntılı olarak yapılmıştır.Ele geçirilmesi çok güç bir yerde yapılan Şoşik kalesi, Karakoyunlular’ın imar ettiği yerlerdendir. Kale ve bölümleri fazla yıkılmamıştır, restore edilebilir.
KARAGÖZ KİLİSESİ
Tutak’ın 26 km. batısındaki Dayıpınarı (Noktulu) köyü yakınındaki kayalık arazide ve yeraltındaki kilisedir. Kilise kayalara oyularak yapılmıştır. Kiliseye, dışarıdan kayalara işlenerek yapılmış merdivenlerle inilmektedir. Ortada geniş bir alan, yanlarda odalar, raflar, pencere ve çıralıklar vardır. Benzeri ibadethane çevrede birkaç yerde görülmektedir. Hamur’un Beklemez köyünde de ayni tarzda yapılmış yeraltı kiliseleri vardır.
KAN KALESİ
Tutak’ın 15 km. batısında Dönertaş (Kalekulu) köyü yakınlarındadır. Ne zaman yapıldığı ve kimlerden kaldığı bilinmemektedir. Zencir kale ile aynı tarihte yapıldığı sanılmaktadır. Kaleden günümüze ancak temelleri kalabilmiştir. Bu kalenin başka bir adı da, Kale-i Hum’du
ZENCİR KALE
Tutak’ın güneyindeki Katavin dağında yapılmış kaledir. Yapılış tarihi bilinmemektedir. Kalenin köşelerinde zencir sallandığı için bu ad verilmiştir.
PATNOS KÜMBETLERİ
Anonim kümbet veya Üçkümbet olarak bilinir. Karakoyunlular devrinden kalmadır. Selçuklu mimarî tarzında, figürlü plastik eserlerdendir. Kümbet cephesinde çift kartal ve simetrik iki kartal işlenmiştir. Ayrıca kıvrık dallarla başka hayvan figürlerinin birleştirildiği görülür.Patnos’ta birçok kümbet olduğu halde, çoğu tahrip edilmiştir. Zirekli, Köseler, Taşkın ve Acılı köylerinde kümbetler vardır.
ANZAVUR TEPE
Patnos kalesi olarak da bilinir. Yeni adı Kot tepedir. Patnos’un 2 km. kuzey batısında. Ağrı karayolunun kuzeyindedir.Anzavur (Kot) tepe, Ağrı İli’nde en eski uygarlık merkezidir. Urartulardan kalmadır. M.Ö. 8. yüzyılda yapıldığı anlaşılan saray, tapınak ve bina kalıntıları vardır. Yerleşimi çevreleyen savunma sistemini Kral Menua, tapınağı ise Kral İşpuini yaptırmıştır. Tepe, kuzey tarafından düzeltilmek suretiyle hazırlanmış bir geçitle Aladağ uzantısı yükseltilere bağlanır, işte bu tepe Urartulardan kalma bir antik kent, aynı zamanda bir mabedidir. Ancak yangın ve tarihi baskınlar sonucunda yıkıntı haline gelmiştir. Sadece tapınak, platform, mezar taşları, bazalt taşlarla örülmüş kale ve bina temelleri, tepeyi çevreleyen sur izleri ve kazı yerleri belli olmaktadır.1959 ve 1960 yıllarında, kaçak kazılarda birtakım kalıntıların görülmesi üzerine, burada arkeolojik kazılar yapıldı, İlk araştırma ve kazıyı, Ankara Üniversiesi adına,1960 yılında Kemal Balkan yaptı. 1961 -1963 arasında da Kemal Balkan ile Raci Temizer birlikte yürüttüler. Kazılarda Kral Menua’ya ait tapınak, birçok Urartu yapışı ve mezarı ortaya çıkarıldı. Buradan elde edilen buluntuların çoğu Erzurum ve Van müzelerindedir.Kral îşpuini tarafından yazdırılmış, fakat, başka bir yerde bulunmuş bir kitabeye göre, Patnos’ta ayrı bir tapınak yaptırıldığı anlaşılıyor. Patnos’a 19 km. uzakta olan Orta Damla köyünde bir Urartu kitabesi vardır.
GÎRÎK TEPE
Patnos’un 1 km. güney doğusundadır. Değirmentepe olarak da bilinir. Bu tepe, 15 m. yükseklikte bir höyüktür. Şimdi tahrip edilmiş, iyice alçalmıştır. Anzavur tepe ile birlikte burada da kazı yapılmıştır. Kazılarda, höyük tepesinde saraya benzeyen anıtsal bir yapının, höyüğü çevreleyen bir surun kalıntısı ortaya çıkmıştır.Bina, blok taş temel üzerine kerpiç duvarlarla yapılmıştır. Sarayın Patnos bölgesine çok önem veren Urartu Kralı Menua veya oğlu I. Argişti döneminde (M.Ö. 789 – 766) inşa edildiği sanılmaktadır.Girik tepenin Urartular’ın yönetim merkezi olduğu bilinmektedir. Kazılarda hiçbir yazılı belgeye rastlanmamıştır. Ancak büyük bir yangın geçirdiği anlaşılmaktadır. Bunu da 8. yüzyılın sonunda veya 7. yüzyılın basında, kuzeyden yahut doğudan gelen atlı kavimlerin yaptığı ihtimal dahilindedir.’ 1960-1963 kazılarında, Girik tepede; yanmış bir iç avlu, taht odası, salonlar, kiler, mutfak ve iri iri toprak küplerin dizili olduğu mekanlar, mutfakta ocaklar, mangal, değirmen, havan, hamur yoğurma taşları, harem dairesinde 37 yanmış iskelet, iskeletlerin üzerinde yüzük, küpe, bilezik, kemer, boncuk, mühür, altın ve tunçtan yapılmış çok sayıda süs eşyası bulunmuştur.
DAĞ TURİZMİ
Nuh’un gemisinin bulunduğu iddia edilen Ağrı Dağı 5137 metre zirvesi ile Türkiye’de en büyük dağ konumundadır. Üstündeki eksik olmayan kan ile yabancı turistlerin ilgi odağı olmaya devam etmektedir. Ağrı Dağında Dağcılık ve yürüyüş sporları için ideal bir yerdir. 2000 yılında kısmen de olsa turizme açılan Ağrı Dağına yüzlerce yerli ve yabancı turist tırmanış gerçekleştirmiştir. 2002 yılında yöremiz herkese kapısını açmış bir Ağrı Dağının hayaliyle yaşamaktadır. Çünkü yabancı ülkelerden gelen taleplerin fazlalığı ülkemiz ve yöremiz turizmi açısından büyük önem arz etmektedir.
KIŞ SPORLARI (KAYAK)
Her yılın altı ayı karlar altında bulunan Ağrı iline 30km uzaklıktaki Eleşkirt’e bağlı bulunan Güneykaya Kayak tesisleri, Ağrı Valiliği tarafından yaptırılarak hizmete açılmıştır. Kayak turizmi için ideal bir yer olarak seçilen yer Doğuda Palandöken ile Sarıkamış kayak pistlerine alternatif olarak yapılmıştır. Yılın yarısından fazla karlar altında bu piste yerli ve yabancı turistleri çekmek için iyi bir tanıtıma ihtiyaç vardır.
Güneykaya Kayak Tesisleri
Güneykaya Kayak Tesisleri Ağrı’ya 36, Eleşkirt ilçesine 6km uzaklıkta olup, E 23 Karayolunun 500 metre yakınındadır. Kayak için en uygun kar yapısına sahiptir. Bu kayak pistine çığ ve sis olayı bulunmamaktadır. Kasım ayının ortalarından mart sonuna kadar kayak yapılabilmektedir. Slalom ve mukavemet için ayrı pistleri bulunmaktadır. Bu kayak pistine genelde kar kalınlığı 1.50 metre bazen 2-2.50 metreye kadar çıkabiliyor. Ayrıca kayakçılar ve turistler için zirvede restaurant bulunmaktadır. Çevre düzenlenmesi bulunmaktadır.
Kayak Tesisleri
1 – Otel 24 oda 44 yatak 4′ü suit: odalarda Tv Müzik yayını duş kabin 300 kişilik restoran Ayrıca otelin alt kısmında soyunma odaları, kondisyon salonu ve sauna mevcuttur.
2 – Günübirlikçiler için tesis bulunmaktadır.
3 – Telesiyeji son teknolojilerle donatılmış olan uzay tipidir. 50 adet koltuğun 10 tanesi kapalıdır.
Termal Turizm
Ağrı’ya bağlı Diyadin ilçesinin 5km güneyinde yer alan ve Murat Nehrinin kenarında bulunan, Yılanlı, Davut ve Köprü adıyla bilinen kaplıcalar bulunmaktadır. Yaz kış her zaman kaplıcaların romatizma ve deri hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Burayı bir çok yerli yabancı turist ziyaret etmektedir. Termal turizmi açısından büyük önem taşıyan bu yerin etrafına çevre düzenlemelerinin yapılması gerekmektedir. Basitte olsa konaklama üniteleri mevcuttur. Ağrı Valiliğinin 2000 yılında faaliyete geçirdiği 3 yıldızlı termal otel buraya canlılık kazandırmıştır.