Archive for the ‘Aydın’ Category

Priene Antik Kenti

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Priene (Güllübahçe – Söke)

Priene: Aydın ili Güllübahçe beldesi yakınındadır. Priene’de Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı ve araştırma çalışmaları yürütülmektedir. Varlığı M.Ö. 2. bin yılına kadar uzanan şehrin ilk kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz hâlen varsayımlara dayanmaktadır. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamum Krallığı’nın yönetimi altına girdi. M.Ö. 133’de Pergamum Kralı II. Attalus’un ölümünden sonra toprakları kendi isteğiyle Roma’ya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenliğine altına girdi. Bizans döneminde şehir piskoposluktu. Bulgular İmparatorluğun çöküşüne kadar yerleşimin devam ettiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemin sonunda ise, Priene tamamen terk edilmiştir.

Priene eski şehir plânlamacılığının en güzel örneğidir. Şehir, Miletli mimar Hippodamus tarafından geliştirilen “grid sistemi” ile inşa edilmiştir. Genellikle 3,5 metre genişlikte olan şehrin yan sokakları arazinin eğimli olması sebebiyle merdivenlidir. Resmi ve halka açık diğer binalar çoğunlukla bir bloğun tamamını kapsamaktadır ve şehir merkezinde yer alır. Bunlar arasında oldukça korunmuş olarak günümüze kadar gelen Athena Tapınağı (M.Ö. 4. yüzyıl), Tiyatro, Agora, Zeus Olympos Tapınağı, Bouleuterion (M.Ö. 150), 2 Gymnasion ve Demeter kutsal alanı bulunmaktadır. Şehrin, biri batıda diğer ikisi doğuda olmak üzere üç kapısı vardır. Priene’nin ana giriş kapısı olan “Doğu Kapısı”, taşlı kaldırımdan yapılmış uzun bir yokuş yoldan sonra ulaşılabilen Tiyatro sokağının kuzey doğusunda yer alır.

Priene (Güllübahçe – Söke)

Priene: Aydın ili Güllübahçe beldesi yakınındadır. Priene’de Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı ve araştırma çalışmaları yürütülmektedir. Varlığı M.Ö. 2. bin yılına kadar uzanan şehrin ilk kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz hâlen varsayımlara dayanmaktadır. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamum Krallığı’nın yönetimi altına girdi. M.Ö. 133’de Pergamum Kralı II. Attalus’un ölümünden sonra toprakları kendi isteğiyle Roma’ya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenliğine altına girdi. Bizans döneminde şehir piskoposluktu. Bulgular İmparatorluğun çöküşüne kadar yerleşimin devam ettiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemin sonunda ise, Priene tamamen terk edilmiştir.

Priene eski şehir plânlamacılığının en güzel örneğidir. Şehir, Miletli mimar Hippodamus tarafından geliştirilen “grid sistemi” ile inşa edilmiştir. Genellikle 3,5 metre genişlikte olan şehrin yan sokakları arazinin eğimli olması sebebiyle merdivenlidir. Resmi ve halka açık diğer binalar çoğunlukla bir bloğun tamamını kapsamaktadır ve şehir merkezinde yer alır. Bunlar arasında oldukça korunmuş olarak günümüze kadar gelen Athena Tapınağı (M.Ö. 4. yüzyıl), Tiyatro, Agora, Zeus Olympos Tapınağı, Bouleuterion (M.Ö. 150), 2 Gymnasion ve Demeter kutsal alanı bulunmaktadır. Şehrin, biri batıda diğer ikisi doğuda olmak üzere üç kapısı vardır. Priene’nin ana giriş kapısı olan “Doğu Kapısı”, taşlı kaldırımdan yapılmış uzun bir yokuş yoldan sonra ulaşılabilen Tiyatro sokağının kuzey doğusunda yer alır.

Piginda Antik Kenti

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Piginda

Aydın İli’ne bağlı Bozdoğan İlçesi, Çamlıdere Köyü’nün yaklaşık 7 km. kuzeyinde yer alan kent Byzantion’lu Stephanos’un bildirdiğine göre, Karia’da yer alan küçük bir yerleşmedir. Kentle ilgili bilgilerimiz hiç araştırma yapılmamış bir yerleşim olması nedeniyle sınırlıdır. Üç akropolden oluşan kent üzerinde Hellenistik Döneme ait surlar bugün rahatlıkla görülebilmektedir. Tiyatro ve olasılıkla Heraion olarak adlandırabileceğimiz kutsal yapı önemlidir. Kare planlı yapıda ele geçen yazıtdan öğrendiğimize göre kent üzerinde Zeus Pigindenos (Pigindalı Zeus) kültü ve bu külte bağlı Zeus Tapınağı yer almaktadır. Bu tapınağın yeri henüz saptanmış değildir. Ancak bunun Piginda da olduğu sanılmaktadır.

Piginda

Aydın İli’ne bağlı Bozdoğan İlçesi, Çamlıdere Köyü’nün yaklaşık 7 km. kuzeyinde yer alan kent Byzantion’lu Stephanos’un bildirdiğine göre, Karia’da yer alan küçük bir yerleşmedir. Kentle ilgili bilgilerimiz hiç araştırma yapılmamış bir yerleşim olması nedeniyle sınırlıdır. Üç akropolden oluşan kent üzerinde Hellenistik Döneme ait surlar bugün rahatlıkla görülebilmektedir. Tiyatro ve olasılıkla Heraion olarak adlandırabileceğimiz kutsal yapı önemlidir. Kare planlı yapıda ele geçen yazıtdan öğrendiğimize göre kent üzerinde Zeus Pigindenos (Pigindalı Zeus) kültü ve bu külte bağlı Zeus Tapınağı yer almaktadır. Bu tapınağın yeri henüz saptanmış değildir. Ancak bunun Piginda da olduğu sanılmaktadır.

Orthosia Antik Kenti

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Orthosia

Aydın İli’ne bağlı Yenipazar İlçesi, Donduran Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Antik Çağ yazarlarından Strabon Orthosia’dan Karia yerleşmesi olarak söz etmektedir. İ.Ö. 7. yüzyılda Kimmerlerin saldırısına uğrayan kent, Lydia Kralı Alyattes’in Kimmerleri yenmesi sonucu bu egemenlikten kurtulup Lydialıların eline geçen İ.Ö. 6. yüzyılda ise İonia birliğine katılır ve birçok Anadolu kenti gibi Perslerin egemenliğine girer. Kentteki önemli yapılar arasında yer alan tiyatro ve Bizans yapısı bugün de ayaktadır. Nekropol üzerinde ise iyi korunmuş durumda lahitler ve oda mezarlar kaliteli işçilik göstermektedir.

Orthosia

Aydın İli’ne bağlı Yenipazar İlçesi, Donduran Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Antik Çağ yazarlarından Strabon Orthosia’dan Karia yerleşmesi olarak söz etmektedir. İ.Ö. 7. yüzyılda Kimmerlerin saldırısına uğrayan kent, Lydia Kralı Alyattes’in Kimmerleri yenmesi sonucu bu egemenlikten kurtulup Lydialıların eline geçen İ.Ö. 6. yüzyılda ise İonia birliğine katılır ve birçok Anadolu kenti gibi Perslerin egemenliğine girer. Kentteki önemli yapılar arasında yer alan tiyatro ve Bizans yapısı bugün de ayaktadır. Nekropol üzerinde ise iyi korunmuş durumda lahitler ve oda mezarlar kaliteli işçilik göstermektedir.

Nysa Antik Kenti

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Nysa Aydın İli’ne bağlı Sultanhisar İlçesi sınırları içindeki Karia kentlerindendir. Kent ile ilgili en önemli bilgileri yaşamının büyük bölümünü Nysa’da geçiren Strabon’dan almaktayız. Strabon kentin iki bölümden oluştuğunu anlatmaktadır. Şehri ikiye bölen sel yatağının batısında gymnasion yer almaktadır. Kuzeyde Bizans yapı kalıntısı ve kütüphane yer almaktadır. Kütüphanenin kuzeyinde ise sahne binasında görülen kabartmalarıyla ayrı bir öneme sahip olan tiyatro bulunmaktadır. Sel yatağının doğusunda ise odeon ve bouleuterion yer alıyor. Şehrin nekropolü batıda ufak bir yerleşme yeri olan Akharaka yolu üzerinde bulunmaktadır.

Nysa Aydın İli’ne bağlı Sultanhisar İlçesi sınırları içindeki Karia kentlerindendir. Kent ile ilgili en önemli bilgileri yaşamının büyük bölümünü Nysa’da geçiren Strabon’dan almaktayız. Strabon kentin iki bölümden oluştuğunu anlatmaktadır. Şehri ikiye bölen sel yatağının batısında gymnasion yer almaktadır. Kuzeyde Bizans yapı kalıntısı ve kütüphane yer almaktadır. Kütüphanenin kuzeyinde ise sahne binasında görülen kabartmalarıyla ayrı bir öneme sahip olan tiyatro bulunmaktadır. Sel yatağının doğusunda ise odeon ve bouleuterion yer alıyor. Şehrin nekropolü batıda ufak bir yerleşme yeri olan Akharaka yolu üzerinde bulunmaktadır.

Myus Antik Kenti

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Myus

Bafa Gölü kıyısında, Miletos’un 15 km. doğusunda, Avşar Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Strabon Myus’un Atina kralı Kodros’un oğlu Kydrelos tarafından kurulduğunu bildirilmektedir. Yine Strabon’un anlattığına göre Panionion birliğine dahil kentlerden birisidir. Herodotos, İ.Ö. 499′da Pers donanmasının Myus kenti açıklarına demirlediğini bildirmektedir. Ancak Herodotos Myus’un İ.Ö. 494′teki Lade Deniz Savaşına sadece üç gemi ile katıldığını bildirmektedir. Yapılan kazılarda antik kaynaklarda adı geçen ve beyaz mermerden yapıldığı bilinen Dionysos tapınağı ortaya çıkarılmıştır. Kent üzerinde bugün Dionysos tapınağına ait parçalar, Arkaik Döneme ait sur duvarları ve Bizans kalesi kalıntıları görülmektedir.

Miletus Antik Kenti

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

MİLETUS

Miletus (Milet): Milet, Aydın ili, Söke ilçesi sınırları içerisinde Söke’ye 30 km. uzaklıkta ve Akköy yakınlarındadır.

Milet’te ilk kazılar 1899’da Th. Wiegand tarafından başlatılmış ve 1938’e kadar devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra tekrar başlatılan çalışmalar hâlen kazı ve onarımlarlarla Alman uzmanlar tarafından sürdürülmektedir.

M.Ö. 38’de şehir, Roma imparatorlarının özel ilgisiyle özerkliğini elde etti. Böylece Milet İyon şehirleri arasında metropol düzeyine ulaştı. M.S. 3. yüzyıldan başlayarak, bu parlak dönem yavaş yavaş kötüye gitmeye başladı. Şehir, limanlar alüvyonla doldukça, etrafı bataklığa döndükçe ve sıtma tehlikeli boyutlara ulaştıkça terk edilmeye başlandı. Bizans döneminde, şehrin sınırları oldukça daralmıştı ve binalar tiyatronun çevresinde toplanmıştı. Duvarlar yeniden inşa edildi ve bazı binalar restore edildi. M.S. 6. yüzyılda ilerlemek için yapılan çabalar ise uzun sürmedi.

Milet kuruluşunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla liman doldurulduğu için bugün denizden içeride bulunmaktadır. Kentte ızgara plân uygulanmış ve yapılar bu plânın öngördüğü biçimde konumlanmışlardır. Kentte bulunan yapılar arasında 15.000 kişilik kapasitesi olan ve son yıllarda onarılmaya başlanan Roma çağı yapısı Tiyatro, M.S. 1. yüzyılda inşa edilmiş Roma Hamamları, ana dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S. 1. yüzyıla ait Ionik Stoa, Capito hamamları, Gymnasium, 2. yüzyılda inşa edilen Bouleterion, 164×196 m. boyutlarındaki Güney Agora, M.S. 2. yüzyılda yapılan Faustina Hamamı önem kazanır.

MİLETUS

Miletus (Milet): Milet, Aydın ili, Söke ilçesi sınırları içerisinde Söke’ye 30 km. uzaklıkta ve Akköy yakınlarındadır.

Milet’te ilk kazılar 1899’da Th. Wiegand tarafından başlatılmış ve 1938’e kadar devam etmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra tekrar başlatılan çalışmalar hâlen kazı ve onarımlarlarla Alman uzmanlar tarafından sürdürülmektedir.

M.Ö. 38’de şehir, Roma imparatorlarının özel ilgisiyle özerkliğini elde etti. Böylece Milet İyon şehirleri arasında metropol düzeyine ulaştı. M.S. 3. yüzyıldan başlayarak, bu parlak dönem yavaş yavaş kötüye gitmeye başladı. Şehir, limanlar alüvyonla doldukça, etrafı bataklığa döndükçe ve sıtma tehlikeli boyutlara ulaştıkça terk edilmeye başlandı. Bizans döneminde, şehrin sınırları oldukça daralmıştı ve binalar tiyatronun çevresinde toplanmıştı. Duvarlar yeniden inşa edildi ve bazı binalar restore edildi. M.S. 6. yüzyılda ilerlemek için yapılan çabalar ise uzun sürmedi.

Milet kuruluşunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla liman doldurulduğu için bugün denizden içeride bulunmaktadır. Kentte ızgara plân uygulanmış ve yapılar bu plânın öngördüğü biçimde konumlanmışlardır. Kentte bulunan yapılar arasında 15.000 kişilik kapasitesi olan ve son yıllarda onarılmaya başlanan Roma çağı yapısı Tiyatro, M.S. 1. yüzyılda inşa edilmiş Roma Hamamları, ana dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S. 1. yüzyıla ait Ionik Stoa, Capito hamamları, Gymnasium, 2. yüzyılda inşa edilen Bouleterion, 164×196 m. boyutlarındaki Güney Agora, M.S. 2. yüzyılda yapılan Faustina Hamamı önem kazanır.

Magnesia Antik Kenti

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Magnesia

Magnesia ad Meandrum, Aydın İli, Germencik İlçesi Ortaklar Bucağına bağlı Tekin Köy sınırları içinde Ortaklar-Söke karayolu üzerinde yer almaktadır. Kent, kuruluşunun anlatıldığı efsaneye ve antik kaynaklara göre Thessalia’dan gelen ve Magnetler olarak isimlendirilen bir kavim tarafından kurulmuştur. Apollon’un kehaneti ve lider Leukippos’un öncülüğünde o dönemde bir koy olan bugünkü Bafa Gölü kıyısında karaya çıkan Magnetlerin kurdukları ilk Magnesia’nın yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Menderes Nehri kenarında olduğunu antik kaynaklardan öğrenmekteyiz. Menderes’in sürekli yatak değiştirip taşması sonucu oluşan salgın hastalıklar ve Perslere karşı daha emin bir kent kurma zorunda kalmaları nedeniyle Magnetler, İ.Ö. 400 yıllarında kenti bugünkü yerinde, Gümüşçay’ın yanında yeniden kurmuşlardır. Hellenistik Dönemde önce Seleukos, ardından Bergama Krallığı’nın hakimiyetine giren Magnesia, Roma Döneminde önemini korumuş, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Magnesia, bir kent suru ile çevrili, yaklaşık 1.5 km. çapında bir alanı kapsayan, ızgara planlı cadde ve sokak sistemine sahip bir kentti ve Priene, Ephesos, Tralleis üçgeni arasında ticari ve stratejik açıdan önemli bir konuma gelmişti. Magnesia antik kenti fazla yıkım ve tahribata uğramamıştır. Bunda nehir taşmalarının ve Gümüş Dağı’ndan inen yağmur sularının getirdiği mil tabakasının kenti örtmesinin de payı yüksektir. Magnesia’da ilk kazılar kısa süreli bazı araştırmalardan sonra 1891 yılında Berlin Müzesi adına Carl Humann tarafından yapılmıştır. 21 ay süren bu kazılarda tiyatro, Artemis tapınağı ve sunağı, agora, Zeus tapınağı ve prytaneion kısmen ya da tamamen ortaya çıkarılmıştır.

Magnesia’da bulunan eserler Paris, Berlin ve İstanbul müzelerinde sergilenmektedir. 1893 yılında sona eren kazılardan yaklaşık 100 yıl sonra, yavaş yavaş ortadan kaybolmakta olan Magnesia’da kazılara 1984 yılında Kültür Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi adına yeniden başlanmıştır. Magnesia’nın zamanımızdaki ünü antik dönem mimarı Hermogenes’ten kaynaklanmaktadır. Antik Dönem yazarı mimar Vitruvius’a göre Hermogenes oktagonal pseudodipteros tapınak planını uygulayan ilk mimardır. Vitruvius, Hermogenes’in baş yapıtının Magnesia’daki Artemis Leukophryene tapınağı olduğunu söyler. Hermogenes’in tapınağı, Arkaik Döneme (İ.Ö. 6 yy.) ait olan Artemis tapınağının kalıntıları üzerine Hellenistik Dönemde (İ.Ö. 3/2 yy.) inşa edilmiştir. Tapınak, İon düzeninde 8 x 15 sütunlu olup 67.50 x 40 metreyi bulan boyutlarıyla Anadolu’nun 4. büyük tapınağıdır. Tapınağın önünde “U” formlu planıyla Bergama Zeus sunağına öncülük eden bir sunak bulunmaktaydı. Sunak, yüksekliği iki insan boyuna ulaşan kabartma ve heykellerle bezenmişti. Magnesia’daki diğer önemli bir yapı ise bugün toprak altında kalmış olan tiyatrodur. Magnesia tiyatrosu (İ.Ö. 2 yy. sonu), Vitruvius’un verdiği genel tiyatro planına en fazla uyan ender örneklerden biridir. 100 yıl önceki kazılardan sonra yeniden toprakla örtülen diğer yapıların başında yine Hermogenes’in yaptığı varsayılan agora ve Zeus tapınağı gelmektedir. 26.000 m² lik boyutu ile döneminin en büyük çarşıları arasında yer alan agoradaki Zeus tapınağının cephesi bugün Berlin Bergama Müzesi’nde sergilenmektedir. Magnesia’da bugün görülebilen diğer yapılar Roma İmparatorluk dönemi ve daha sonralarına aittir. Spor ağırlıklı bir eğitim merkezi olan gymnasion, Milet’teki Faustina hamamının küçük bir kopyası olan hamam, tiyatro ile Artemision arasında yer alan odeion, 25.000 kişilik stadion, su yolu theatron olarak adlandırılan, tiyatro planlı bitmemiş bir yapı, çarşı bazilikası, niteliği henüz bilinmeyen bir Bizans yapısı ve Artemision’u da çevreleyen Bizans suru Magnesia’da bilinen diğer yapılardır. 15. yüzyıla ait enine planlı Çerkez Musa Camii ise örenyerinin tek İslâmî yapısıdır. Yabancı ekiplerin büyük olanaklarla çalıştıkları Ephesos, Milletos, Aphrodisias ve Hierapolis gibi ünlü antik kentlerimiz arasında, onlardan hiç de aşağı kalmayan ün ve öneme sahip bu ören yerimizi gezin, görün, tanıyın, tanıtın.

Magnesia

Magnesia ad Meandrum, Aydın İli, Germencik İlçesi Ortaklar Bucağına bağlı Tekin Köy sınırları içinde Ortaklar-Söke karayolu üzerinde yer almaktadır. Kent, kuruluşunun anlatıldığı efsaneye ve antik kaynaklara göre Thessalia’dan gelen ve Magnetler olarak isimlendirilen bir kavim tarafından kurulmuştur. Apollon’un kehaneti ve lider Leukippos’un öncülüğünde o dönemde bir koy olan bugünkü Bafa Gölü kıyısında karaya çıkan Magnetlerin kurdukları ilk Magnesia’nın yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Menderes Nehri kenarında olduğunu antik kaynaklardan öğrenmekteyiz. Menderes’in sürekli yatak değiştirip taşması sonucu oluşan salgın hastalıklar ve Perslere karşı daha emin bir kent kurma zorunda kalmaları nedeniyle Magnetler, İ.Ö. 400 yıllarında kenti bugünkü yerinde, Gümüşçay’ın yanında yeniden kurmuşlardır. Hellenistik Dönemde önce Seleukos, ardından Bergama Krallığı’nın hakimiyetine giren Magnesia, Roma Döneminde önemini korumuş, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Magnesia, bir kent suru ile çevrili, yaklaşık 1.5 km. çapında bir alanı kapsayan, ızgara planlı cadde ve sokak sistemine sahip bir kentti ve Priene, Ephesos, Tralleis üçgeni arasında ticari ve stratejik açıdan önemli bir konuma gelmişti. Magnesia antik kenti fazla yıkım ve tahribata uğramamıştır. Bunda nehir taşmalarının ve Gümüş Dağı’ndan inen yağmur sularının getirdiği mil tabakasının kenti örtmesinin de payı yüksektir. Magnesia’da ilk kazılar kısa süreli bazı araştırmalardan sonra 1891 yılında Berlin Müzesi adına Carl Humann tarafından yapılmıştır. 21 ay süren bu kazılarda tiyatro, Artemis tapınağı ve sunağı, agora, Zeus tapınağı ve prytaneion kısmen ya da tamamen ortaya çıkarılmıştır.

Magnesia’da bulunan eserler Paris, Berlin ve İstanbul müzelerinde sergilenmektedir. 1893 yılında sona eren kazılardan yaklaşık 100 yıl sonra, yavaş yavaş ortadan kaybolmakta olan Magnesia’da kazılara 1984 yılında Kültür Bakanlığı ve Ankara Üniversitesi adına yeniden başlanmıştır. Magnesia’nın zamanımızdaki ünü antik dönem mimarı Hermogenes’ten kaynaklanmaktadır. Antik Dönem yazarı mimar Vitruvius’a göre Hermogenes oktagonal pseudodipteros tapınak planını uygulayan ilk mimardır. Vitruvius, Hermogenes’in baş yapıtının Magnesia’daki Artemis Leukophryene tapınağı olduğunu söyler. Hermogenes’in tapınağı, Arkaik Döneme (İ.Ö. 6 yy.) ait olan Artemis tapınağının kalıntıları üzerine Hellenistik Dönemde (İ.Ö. 3/2 yy.) inşa edilmiştir. Tapınak, İon düzeninde 8 x 15 sütunlu olup 67.50 x 40 metreyi bulan boyutlarıyla Anadolu’nun 4. büyük tapınağıdır. Tapınağın önünde “U” formlu planıyla Bergama Zeus sunağına öncülük eden bir sunak bulunmaktaydı. Sunak, yüksekliği iki insan boyuna ulaşan kabartma ve heykellerle bezenmişti. Magnesia’daki diğer önemli bir yapı ise bugün toprak altında kalmış olan tiyatrodur. Magnesia tiyatrosu (İ.Ö. 2 yy. sonu), Vitruvius’un verdiği genel tiyatro planına en fazla uyan ender örneklerden biridir. 100 yıl önceki kazılardan sonra yeniden toprakla örtülen diğer yapıların başında yine Hermogenes’in yaptığı varsayılan agora ve Zeus tapınağı gelmektedir. 26.000 m² lik boyutu ile döneminin en büyük çarşıları arasında yer alan agoradaki Zeus tapınağının cephesi bugün Berlin Bergama Müzesi’nde sergilenmektedir. Magnesia’da bugün görülebilen diğer yapılar Roma İmparatorluk dönemi ve daha sonralarına aittir. Spor ağırlıklı bir eğitim merkezi olan gymnasion, Milet’teki Faustina hamamının küçük bir kopyası olan hamam, tiyatro ile Artemision arasında yer alan odeion, 25.000 kişilik stadion, su yolu theatron olarak adlandırılan, tiyatro planlı bitmemiş bir yapı, çarşı bazilikası, niteliği henüz bilinmeyen bir Bizans yapısı ve Artemision’u da çevreleyen Bizans suru Magnesia’da bilinen diğer yapılardır. 15. yüzyıla ait enine planlı Çerkez Musa Camii ise örenyerinin tek İslâmî yapısıdır. Yabancı ekiplerin büyük olanaklarla çalıştıkları Ephesos, Milletos, Aphrodisias ve Hierapolis gibi ünlü antik kentlerimiz arasında, onlardan hiç de aşağı kalmayan ün ve öneme sahip bu ören yerimizi gezin, görün, tanıyın, tanıtın.

Kolophon ve Notion Antik Kentleri

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Kolophon ve Notion (Değirmendere ve Ahmetbeyli)

Kolophon 12 İyon şehrinden biridir. Güçlü bir donanmaya ve süvari birliğine sahip olmasına rağmen, bir çok savaştan zarar görmüş ve deniz korsanları zamanında bile Lidya, Pers ve Makedonya kuvvetleri tarafından yönetilmiştir. Kolophon MÖ 302′de Lysimakhos tarafından yıkılınca, onun komşu şehri olan Notion önem kazanmıştır. Homer vatandaşlığını talep eden şehir Klaros Tapınağı’yla ve nasihat merkezi olmasıyla da ünlüdür.

Kolophon ve Notion (Değirmendere ve Ahmetbeyli)

Kolophon 12 İyon şehrinden biridir. Güçlü bir donanmaya ve süvari birliğine sahip olmasına rağmen, bir çok savaştan zarar görmüş ve deniz korsanları zamanında bile Lidya, Pers ve Makedonya kuvvetleri tarafından yönetilmiştir. Kolophon MÖ 302′de Lysimakhos tarafından yıkılınca, onun komşu şehri olan Notion önem kazanmıştır. Homer vatandaşlığını talep eden şehir Klaros Tapınağı’yla ve nasihat merkezi olmasıyla da ünlüdür.

Klaros Antik Kenti

Pazar, Ağustos 23rd, 2009

Klaros (Denizpınarı)

Klaros oniki İon kentinden biri olan Kolophon’a ait bir kehanet merkezidir. İki kent arasında kurulmuş olan Klaros, Kolophon’un 13 km. güneyinde, Notion’un (deniz üzerindeki Kolophon) 2 km. kuzeyinde yer alır. Buradaki Apollon Tapınağı, Delphi ve Didim’deki gibi kehanet merkezi olarak uzun zaman büyük önem taşımıştır. Kutsal alan ile ilgili en eski bilgiler Homerik hymnoslarda (ezgiler) İ.Ö. 7. ve 6. yüzyıla değin gitmektedir. Hellenistik ve Roma Dönemi boyunca da önem taşıyan Klaros Apollon Tapınağı’nın yakınında bir kutsal mağaranın bulunması, burada daha önceki dönemlerde bir Kybele kültünün varlığına işaret eder.

Klaros Apollon kutsal alanı ilk olarak C. Schuchardt tarafından saptanmıştır. Daha sonra 1907 yılında Theodore Macridy kutsal yolun başlangıcında yer alan propylon’un (anıtsal giriş binası) sütununu bularak, 1913 yılında Charles Picard ile birlikte propylonu gün ışığına çıkarmış, aynı zamanda büyük eksedrayı bulmuştur. I. Dünya Savaşı nedeniyle ara verilen çalışmalar 1950 yılında Louis Robert tarafından başlatılmış ve 1961 yılına değin sürdürülmüştür. 27 yıllık bir aradan sonra 1988′de başlayan kazılar, Prof. Dr. Juliette de La Geniere başkanlığındaki bir ekip tarafından gerçekleştirilmektedir. 1988-1989 yıllarında yapılan sistematik temizlik çalışmaları sayesinde, alüvyonlar altında kalmış olan yapılar açığa çıkarılmıştır.

Kutsal alanın başlangıcında yer alan ve deniz yoluyla gelenler için giriş konumunda olan propylon, İ.Ö. 2. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Dor düzenindeki yapı kare planlı olup 3 krepis üzerinde yükselmekte ve kuzey bölümünde iki sütun bulunmaktadır. Orthostatlar, duvarlar, anteler ve sütunlarda Apollon kâhinine danışmak üzere, kentler adına gelmiş olan delegelerin ve tanrı Apollon’a ilahiler söyleyen çocukların isimlerini içeren yazıtlar yer alır.

Propylon ile tapınak arasında uzanan ve tapınağın doğu cephesinde sona eren kutsal yolun iki kanadında, üzerinde Roma Dönemi ileri gelenleri, Asya eyaleti valileri ve antik kentler ile ilgili onur anıtları bulunmaktadır. Bunların üzerinde, anıt sahiplerine ait olabilecek bronz heykellerin izleri görülür.

Apollon tapınağı, 26 x 46 m. boyutlarında olup Dor düzeninde inşa edilmiştir. Peripteros planındaki (6 x 11 sütunlu) tapınak 5 krepis üzerinde yükselmekteydi. Tapınağın cellasında (kült heykelinin bulunduğu oda) büyük boyutlu Apollon heykeliyle birlikte Artemis ve Leto heykellerinin de ele geçirilmesi, burada Apollon’un yanı sıra kızkardeşi Artemis ve anneleri Leto için de bir kültün varlığına işaret eder. Bulunan parçalara göre 7-8 m. yüksekliğinde olabileceği düşünülen Apollon heykeli oturur durumda, Artemis ve Leto heykelleri ise ayakta betimlenmiş olmalıdır. Bu anıtsal heykellerin mulajları, tapınağın batısında yeniden düzenlenmiştir. Stilistik açıdan İ.Ö. 3. yüzyılda yapımına başlandığı anlaşılan tapınağın peristyloslu İmparator Hadrianus (İ.S. 2. yüzyıl) tarafından tamamlanmıştır. Kazılardan elde edilen verilere göre, söz konusu tapınağın altında Arkaik Dönemde de Apollon’a ait küçük bir tapınağın ve sunağın bulunduğu anlaşılmaktadır.

Tapınağın cellasının altında bugün taş kemerleri görülen kutsal bölümde kehanet, antik kaynaklara göre Delphi’de olduğu gibi Pythia adı verilen kadın aracılığıyla değil, bir erkek kâhin aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Klaros’ta bulunmuş olan yazıtların kehanet üzerine hiçbir bilgi vermemekle birlikte, Bergama, Sivas, Amasya, Kayseri ve Konya gibi kentlerde Klaros Apollonunun öğütlerini içeren yazıtlar bulunmuştur. Bunun yanı sıra, Psidia kentlerinden Sagalassos’ta Klaros Apollon’u için bir tapınak yapıldığı bilinmektedir. Klaros’taki Apollon tapınağının kehanet alanındaki işlevini ortaya koyan en eski bilgi Büyük İskender Dönemine gitmektedir. Pausanias’a göre; Büyük İskender’e rüyasında Pagos Dağı’nın eteklerinde (Kadifekale) yeni, büyük bir kent kuracağı söylenmiş, bunun üzerine kral rüyanın yorumu için Klaros’taki Apollon kâhinine danışarak olumlu yanıt aldıktan sonra yeni Smyrna’yı kurmuştur. Tapınağın pronaosunda (giriş bölümü) kuzey ve güney yönünde iki merdiven bulunmakta, bunlar mavi mermerden yapılmış bir koridorda birleşmektedir. Doğu-batı yönündeki koridor, 0.70 m. genişlikte, 2.10 m. yükseklikte olup, daha sonra ikiye ayrılarak yeraltı salonlarına ulaşmaktadır. Yeraltındaki kemerli iki salondan oluşan, kâhinliğin yapıldığı adyton (kutsal oda) kült heykelinin bulunduğu cellanın altında yer almaktadır. Doğudaki kemerli salonda taş oturma bantlarının yanı sıra, Apollon’un kutsal taşı olan mavi mermerden yapılmış omphalos bulunmaktadır. Bunun bir benzeri de Delphi’de ele geçirilmiştir. Kâhin ve yazman, bekleme odası niteliğindeki bu salonda durmaktaydı. Batıdaki ikinci salonda, doğudaki ile arasında yer alan kapıdan başka bir giriş bulunmamakta, yalnızca kâhinin karanlıkta girebildiği bu salonda, içinde kutsal suyun korunduğu, dikdörtgen bir kuyu yer almaktaydı. Kâhin bu suyu içtikten sonra kehanetlerini şarkı şeklinde dile getirmekteydi.

Apollon tapınağının 27 m. doğusunda 9 x 18.45 m. ölçülerinde bir sunak yer almakta, tapınak ile sunak arasında kuzey-güney yönünde yerleştirilmiş 4 sıra halinde 100 adet hayvan bağlama bloğu bulunmaktadır. Üzerlerinde birer demir halkanın yer aldığı dikdörtgen formlu taş bloklar şimdiye dek bulunmuş olan tek örnektir ve kurban törenleri için yapılan düzenlemelerle ilgili bilgi vermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Törenlerin yapıldığı alanın kuzey kenarı boyunca yer alan bir sıra stel, kutsal alanın bu bölümünü sınırlar görünümdedir. Klaros’ta ele geçirilmiş olan bir decretum’dan, Apollon’a adanmış bayramların her beş yılda bir kutlandığı anlaşılmaktadır. Apollon tapınağının kuzeyinde, ona paralel olarak inşa edilmiş İon düzeninde küçük bir tapınak ve sunak yer almaktadır. Bu sunakta Arkaik Döneme ait Artemis heykelinin ele geçirilmesi, söz konusu tapınağın Artemis’e adandığını göstermektedir.

Klaros (Denizpınarı)

Klaros oniki İon kentinden biri olan Kolophon’a ait bir kehanet merkezidir. İki kent arasında kurulmuş olan Klaros, Kolophon’un 13 km. güneyinde, Notion’un (deniz üzerindeki Kolophon) 2 km. kuzeyinde yer alır. Buradaki Apollon Tapınağı, Delphi ve Didim’deki gibi kehanet merkezi olarak uzun zaman büyük önem taşımıştır. Kutsal alan ile ilgili en eski bilgiler Homerik hymnoslarda (ezgiler) İ.Ö. 7. ve 6. yüzyıla değin gitmektedir. Hellenistik ve Roma Dönemi boyunca da önem taşıyan Klaros Apollon Tapınağı’nın yakınında bir kutsal mağaranın bulunması, burada daha önceki dönemlerde bir Kybele kültünün varlığına işaret eder.

Klaros Apollon kutsal alanı ilk olarak C. Schuchardt tarafından saptanmıştır. Daha sonra 1907 yılında Theodore Macridy kutsal yolun başlangıcında yer alan propylon’un (anıtsal giriş binası) sütununu bularak, 1913 yılında Charles Picard ile birlikte propylonu gün ışığına çıkarmış, aynı zamanda büyük eksedrayı bulmuştur. I. Dünya Savaşı nedeniyle ara verilen çalışmalar 1950 yılında Louis Robert tarafından başlatılmış ve 1961 yılına değin sürdürülmüştür. 27 yıllık bir aradan sonra 1988′de başlayan kazılar, Prof. Dr. Juliette de La Geniere başkanlığındaki bir ekip tarafından gerçekleştirilmektedir. 1988-1989 yıllarında yapılan sistematik temizlik çalışmaları sayesinde, alüvyonlar altında kalmış olan yapılar açığa çıkarılmıştır.

Kutsal alanın başlangıcında yer alan ve deniz yoluyla gelenler için giriş konumunda olan propylon, İ.Ö. 2. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Dor düzenindeki yapı kare planlı olup 3 krepis üzerinde yükselmekte ve kuzey bölümünde iki sütun bulunmaktadır. Orthostatlar, duvarlar, anteler ve sütunlarda Apollon kâhinine danışmak üzere, kentler adına gelmiş olan delegelerin ve tanrı Apollon’a ilahiler söyleyen çocukların isimlerini içeren yazıtlar yer alır.

Propylon ile tapınak arasında uzanan ve tapınağın doğu cephesinde sona eren kutsal yolun iki kanadında, üzerinde Roma Dönemi ileri gelenleri, Asya eyaleti valileri ve antik kentler ile ilgili onur anıtları bulunmaktadır. Bunların üzerinde, anıt sahiplerine ait olabilecek bronz heykellerin izleri görülür.

Apollon tapınağı, 26 x 46 m. boyutlarında olup Dor düzeninde inşa edilmiştir. Peripteros planındaki (6 x 11 sütunlu) tapınak 5 krepis üzerinde yükselmekteydi. Tapınağın cellasında (kült heykelinin bulunduğu oda) büyük boyutlu Apollon heykeliyle birlikte Artemis ve Leto heykellerinin de ele geçirilmesi, burada Apollon’un yanı sıra kızkardeşi Artemis ve anneleri Leto için de bir kültün varlığına işaret eder. Bulunan parçalara göre 7-8 m. yüksekliğinde olabileceği düşünülen Apollon heykeli oturur durumda, Artemis ve Leto heykelleri ise ayakta betimlenmiş olmalıdır. Bu anıtsal heykellerin mulajları, tapınağın batısında yeniden düzenlenmiştir. Stilistik açıdan İ.Ö. 3. yüzyılda yapımına başlandığı anlaşılan tapınağın peristyloslu İmparator Hadrianus (İ.S. 2. yüzyıl) tarafından tamamlanmıştır. Kazılardan elde edilen verilere göre, söz konusu tapınağın altında Arkaik Dönemde de Apollon’a ait küçük bir tapınağın ve sunağın bulunduğu anlaşılmaktadır.

Tapınağın cellasının altında bugün taş kemerleri görülen kutsal bölümde kehanet, antik kaynaklara göre Delphi’de olduğu gibi Pythia adı verilen kadın aracılığıyla değil, bir erkek kâhin aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Klaros’ta bulunmuş olan yazıtların kehanet üzerine hiçbir bilgi vermemekle birlikte, Bergama, Sivas, Amasya, Kayseri ve Konya gibi kentlerde Klaros Apollonunun öğütlerini içeren yazıtlar bulunmuştur. Bunun yanı sıra, Psidia kentlerinden Sagalassos’ta Klaros Apollon’u için bir tapınak yapıldığı bilinmektedir. Klaros’taki Apollon tapınağının kehanet alanındaki işlevini ortaya koyan en eski bilgi Büyük İskender Dönemine gitmektedir. Pausanias’a göre; Büyük İskender’e rüyasında Pagos Dağı’nın eteklerinde (Kadifekale) yeni, büyük bir kent kuracağı söylenmiş, bunun üzerine kral rüyanın yorumu için Klaros’taki Apollon kâhinine danışarak olumlu yanıt aldıktan sonra yeni Smyrna’yı kurmuştur. Tapınağın pronaosunda (giriş bölümü) kuzey ve güney yönünde iki merdiven bulunmakta, bunlar mavi mermerden yapılmış bir koridorda birleşmektedir. Doğu-batı yönündeki koridor, 0.70 m. genişlikte, 2.10 m. yükseklikte olup, daha sonra ikiye ayrılarak yeraltı salonlarına ulaşmaktadır. Yeraltındaki kemerli iki salondan oluşan, kâhinliğin yapıldığı adyton (kutsal oda) kült heykelinin bulunduğu cellanın altında yer almaktadır. Doğudaki kemerli salonda taş oturma bantlarının yanı sıra, Apollon’un kutsal taşı olan mavi mermerden yapılmış omphalos bulunmaktadır. Bunun bir benzeri de Delphi’de ele geçirilmiştir. Kâhin ve yazman, bekleme odası niteliğindeki bu salonda durmaktaydı. Batıdaki ikinci salonda, doğudaki ile arasında yer alan kapıdan başka bir giriş bulunmamakta, yalnızca kâhinin karanlıkta girebildiği bu salonda, içinde kutsal suyun korunduğu, dikdörtgen bir kuyu yer almaktaydı. Kâhin bu suyu içtikten sonra kehanetlerini şarkı şeklinde dile getirmekteydi.

Apollon tapınağının 27 m. doğusunda 9 x 18.45 m. ölçülerinde bir sunak yer almakta, tapınak ile sunak arasında kuzey-güney yönünde yerleştirilmiş 4 sıra halinde 100 adet hayvan bağlama bloğu bulunmaktadır. Üzerlerinde birer demir halkanın yer aldığı dikdörtgen formlu taş bloklar şimdiye dek bulunmuş olan tek örnektir ve kurban törenleri için yapılan düzenlemelerle ilgili bilgi vermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Törenlerin yapıldığı alanın kuzey kenarı boyunca yer alan bir sıra stel, kutsal alanın bu bölümünü sınırlar görünümdedir. Klaros’ta ele geçirilmiş olan bir decretum’dan, Apollon’a adanmış bayramların her beş yılda bir kutlandığı anlaşılmaktadır. Apollon tapınağının kuzeyinde, ona paralel olarak inşa edilmiş İon düzeninde küçük bir tapınak ve sunak yer almaktadır. Bu sunakta Arkaik Döneme ait Artemis heykelinin ele geçirilmesi, söz konusu tapınağın Artemis’e adandığını göstermektedir.

Gerga Antik Kenti – Çine İlçesi Deliktaş Mevkii

Cumartesi, Ağustos 22nd, 2009

Gerga

Aydın İli’ne bağlı, Çine İlçesi Deliktaş mevkiinde yer alan kent, Alabanda antik kentinin 13 km. kuzeybatısında bulunmaktadır. Kentin tarihinin Arkaik Döneme kadar gittiğini gösteren izler vardır. Halen kent içinde görülen kalıntılar Arkaik Dönem ve Roma Dönemine aittir. Gerga, Karia kültürünü yansıtan önemli bir merkezdir. Dağlar arasında kurulmuş bir kent olması nedeniyle Karia karakterini korumuş olan kentlerden biri olarak nitelendirilmektedir. Sur duvarları tipik Karia stilindedir.

Gerga adı kaynaklarda bir kent olarak belirtildiği gibi yerel bir tanrıya ait olabileceği de belirtilmektedir. En önemli yapı, halen ayakta olan ve tapınak olarak adlandırılabilecek özelliklere sahip yapıdır. Büyük kesme taşlardan yapılmış, yapının üçgen alınlığında yazı vardır. Yapının hemen altında yere düşmüş dev heykelin Kybele’ye ait olabileceği düşünülmektedir. Heykelin zamanımızdan 20-30 yıl önce ayakta olduğu kaynaklardan ve çevre halkından öğrenilmiştir.

Gerga

Aydın İli’ne bağlı, Çine İlçesi Deliktaş mevkiinde yer alan kent, Alabanda antik kentinin 13 km. kuzeybatısında bulunmaktadır. Kentin tarihinin Arkaik Döneme kadar gittiğini gösteren izler vardır. Halen kent içinde görülen kalıntılar Arkaik Dönem ve Roma Dönemine aittir. Gerga, Karia kültürünü yansıtan önemli bir merkezdir. Dağlar arasında kurulmuş bir kent olması nedeniyle Karia karakterini korumuş olan kentlerden biri olarak nitelendirilmektedir. Sur duvarları tipik Karia stilindedir.

Gerga adı kaynaklarda bir kent olarak belirtildiği gibi yerel bir tanrıya ait olabileceği de belirtilmektedir. En önemli yapı, halen ayakta olan ve tapınak olarak adlandırılabilecek özelliklere sahip yapıdır. Büyük kesme taşlardan yapılmış, yapının üçgen alınlığında yazı vardır. Yapının hemen altında yere düşmüş dev heykelin Kybele’ye ait olabileceği düşünülmektedir. Heykelin zamanımızdan 20-30 yıl önce ayakta olduğu kaynaklardan ve çevre halkından öğrenilmiştir.